Pazartesi, 20 Şubat 2017

İlahi Adalet!

Bir pişmanlığın hikayesi bu; birçok kimse için önemli bile sayılmayacak bir pişmanlığın.Ama olsun.Benim için önemli ve burada anlatmakla biraz da olsa vicdanımı rahatlatmış olacağım...

Geçmişte bir gün.Bir sabah, bir ramazan bayramı arefesi.Ailece ahirete göç etmişlerimizin kabirlerini ziyaret etmek istiyoruz.En başta da annemizin.

Çoluk çocuk arabaya doluşuyoruz.Yola çıkmadan önce benzin almam gerekiyor.Bunun için bir benzin istasyonuna uğruyoruz.Ödeme yapmak üzere arabadan inerken, babam her zamanki gibi param olup olmadığını soruyor.Ben de, cebimde param olmasına rağmen, bu sefer şeytan kanıma giriyor ve "Yok." deyiveriyorum.Babam çıkarıp 20 Lira veriyor.Ben de ödemeyi yapıp paramın cebimde kalmış olmasına seviniyor ve kâr ettiğimi düşünerek içten içe keyifleniyorum.

Ziyaretimizi gerçekleştirip dönüyoruz.Ben; bayramda lâzım olur düşüncesiyle; tekrar benzin almak üzere aynı istasyona gidiyorum.Pompaya doğru yaklaşırken yavaşlayıp durayım diyerekten debriyaja basmamla birlikte "Çaat!" diye bir ses duymam bir oluyor ve sol ayağımın arabanın tabanına yapıştığını hissediyorum.

İnip bakıyorum, debriyaj telinin kırılmış olduğunu görüyorum.Benim baş edebileceğim bir sorun gibi görünmüyor.Yapılacak tek şey var, usta çağırmak.Ben de onu yapımaya karar veriyorum.Ancak o zamanlarda henüz cep telefonu denilen teknoloji harikasına fiyatından dolayı ulaşmak bize oldukça uzak olduğundan, bunun için sanayiye gitmem gerekiyor.Zor bir hal yakınlardaki amcaoğlumun arabasını ele geçirip sanayiye ulaşıyorum.

Günlerden arefe ve hem de Cumartesi.Üstelik günün de son saatleri.Usta bulmak biraz zor olmakla birlikte, işini kolaylayıp dükkanını kapatmak üzere olan bir usta yakalıyorum ve yalvar yakar bir halde arabayı getirmek üzere ikna ediyorum.Hızla arabanın yanına ulaşıyoruz.Usta, kendi yöntemleriyle arabayı çalıştırarak dükkanına getiriyor.

Kısa sürede arızayı gideriliyor.İş bittikten sonra borcumu soruyorum.

"20 Lira." diyor.

Nedense bu "20 Lira.", vicdanımda orta şiddette bir deprem büyüklüğünde bir rahatsızlık yaratıyor.Nedenini bulmaya çalışıyorum bir müddet.Çok fazla düşünmememe gerek kalmıyor.Birden aklıma "dank!" ediyor.Sabahleyin babama gayet masumane duygularla söylediğim "pembe yalan!" aklıma geliyor.Tüylerim diken diken oluyor.Anlıyorum ki bana bir ders var bu olayda.Kendimden utanıyorum!

İlâhi adalet bu olsa gerek, diye fısıldıyor vicdanım.Babana da söylesen; gayet masumane duygularla da olsa kimseye yalan söyleme.Velhasıl, baban da olsa, asla kul hakkı yeme!

....

Aradan yıllar geçti.Babam rahmetli oldu.(Allah yattığı yeri nur etsin.)Ben, sağlığında kendisine bu olayı anlatıp özür dilemek isteğini her zaman hissetmeme rağmen, bunu hiçbir zaman yapamadım.Çektiğim vicdan azabı zaman aşımına da uğramadı üstelik.Kimbilir, söylesem belki de hiç önemsemezdi.Ama ne olursa olsun...Bu benim için önemli ve halâ hatırladıkça bu masum yalan içimde biryerleri acıtıp duruyor.

 

Yorumlar   

0 #2 Kesim Özkaya 01-05-2016 19:17
Allah razı olsun sevgili Vedat Kılıç.Teşekkürlerimle... Sevgiler.
Alıntı
0 #1 Vedat Kılıç 01-05-2016 15:52
Allah rahmet eylesin, babanızın huzur içinde yattıgından emin olabilirsin hocam, küçük bir yalandan bu kadar rahatsız olan bir evlat yetiştirdigi için...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Openbox

Site Trafiği

Bu Gün83
Dün130
Hafta83
Ay2310
Toplam46963

Ziyaretçi Bilgisi

  • IP: 50.16.113.179
  • Browser: Unknown
  • Browser Version:
  • Operating System: Unknown

Anlık Ziyaretçi Sayısı

1
Online

Pazartesi, 20 Şubat 2017 15:08